h1

AŞK VE VUSLAT

Temmuz 14, 2007

3f1e0b0a8d5410c9f7a204ebm8.jpg

Şahlanırken doludizgin mavi hülyalarla,
Duyar Canan’ı rûh sihirli râyihalarla.
Sardıkça her yanı o füsunlu hâtıralar,
Köpürür dalga dalga vuslat tüten duygular.
Uzaklaştıkça kendine âit sahillerden.
Ağarır az ötede ufuk, ağarır birden..
Derken sarar her yanı Mâşuk’un cazibesi,
Duyulur tasavvurlar üstü sihirli sesi..
Varlık aşkla gürleyen bir mûsikî kesilir,
Gittikçe düğüm düğüm bir âleme erilir.
Artık her yerde o sırla gezer ki, büyülü,
Her manzarayla tülîenir Cânân’ın kâkülü..
Hislerde işveyle tüten bir üslûp duyulur
Ve insan uhrevilige sırlı bir yol bulur.
Düşünceleriyle hummalı, ruhu pür neş’e,
Ziya püskürür, fecrin tepeleri peş peşe…
Rüya gibi bir iklime erilir ki; eşsiz,
Füsûnuyla kuşatır bir haz, her yanı sessiz.
Donakalır, sarı güller gibi alnında ter,
Sonra da bir ışığa erer ve her şey biter…
Solar bütün renkler; yeşil, mavi, pembe ve mor,
Mekân “lâ mekân” olur, zamanın nabzı durur.
Dökülür karanfil, yasemin, erguvan, zambak
Menekşe, papatya, lâle ve gül yaprak yaprak.
Görülen bu rüya bitince her yan ağarır,
Rûh da, vuslata ereceği rıhtıma varır..
Anlar o zaman gayenin Allah olduğunu;
Duyar, var olmanın zevkini duyanlar bunu…
îman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise,
Rahman, onlar İçin bir sevgi kılacaktır.
Mesnevi

h1

Ey Aşk!!

Temmuz 14, 2007

eslemnoktakuyuee4.jpg

Ferhat’ın yoluna çıkan dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor… Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.

Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi.

Zavallı Züleyhâ…Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.

Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda.

Sen aşksın…Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin…Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.

Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.

En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk…Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye…Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor …

Sen aşksın…

Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız… Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın… Yetim kaldın… Saltanatın bitti.

Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.

Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacak!

Demek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce… Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi.

Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk… Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.

Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk… Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik. Affet bizi ey aşk…

h1

Aşk O Ki

Temmuz 14, 2007

adszpt0.png

İbrahim’ in kalbindeki aşk ateşi Nemrut’ un ateşine göre ser ve selametli idi.
Ya Musa’nın asası neydi? Aşk değil miydi?
Nefsin sihirbazlığının bütün hayallerini bir anda yutuvermiş..
Evet, nefs bilgiyi saptırabîlirdi. Ama nefs, aşkın karşısında bir hiçti.
Aşk hükümdardır. Herşey onun emrindedir.
“Bir şehre hükümdar girince orayı harap eder”

Eğer kalbimize aşk girerse nefsin tüm putlarını kırar, temizler.
ALLAH aşkın efendisidir; aşk da kainatın efendisi.

Allahca seven kalbe bütün dünya girse bile o kalbin haberi olmaz, o kalbe zarar gelmez Ama içinde Allah’ a sevgi bulunmayan kalbe dünyanın bir zerresi girse o kalp boğulur, dünyaya mağlup olur.

Bir sultanın binlerce kölesi olur ve o memleket itaat sayesinde huzur ve sükunet bulur. Fakat sultansız bir ülkede iki köle dahi olsa orayı kargaşaya boğar.

Aşkı bulana dünya köle olur.
Aşksız olan kargaşanın kölesi olur.
Aşk herşeyi tek bir şeye bağlar.
Aşk, BİR’ i görmek, BİR’ istemektir. 

h1

Aşk!!

Temmuz 14, 2007

red_hot_tulips.jpg

Hz.İbrahim’in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyettir,
Hz.Eyyub’un hastalığa karşı sabrıdır,zaferidir,
Hz.Davud’un sesidir,eliyle demire şekil vermesidir,
Hz.Musa’nın Kızıldenizi ikiye bölen asasıdır
Hz.İsa’nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamber’i müjdelemesidir
Hz.Muhammed’in Allah’a olan teslimiyetidir
Hz.Ebubekir’in sadakatidir

“Muhammed söylüyorsa doğrudur “diyen
Hz.Ömer’in adaleti bile hayran bırakan adilliğidir
Hz.Osman’ın şeytanı bile utandıran hayasıdır,edebidir
Hz.Ali’nin cesaretidir,ilmidir
Hz.Hüseyin’in haksızlığa karşı yürümesidir,şehadetidir
Hz.Yunus’un cenneti istemeyip Allah’a

“Bana Seni gerek Seni ” demesidir
Çöllere düşen Mecnun’un gözlerinin dağlanmasıdır
Bülbülün güle ötüşü,ölen sahibin başında bekleyen attır
Ezan-ı Muhammed-i okununca felaha,kurtuluşa koşmaktır
Kur’an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektir
Gönülden gelen bir Kelime-i Şehadettir
Allah ve Rasulunun adı anılınca göz yaşı dökmektir
İSLAM’ı doya doya yaşamaktır.
Aşk; Sadece kuru bi sevgi ya da sonu belli bir macera değildir,
CANAN la bir CAN olmaktır , onu her gün daha fazla sevmektir,
ALLAH için sevmektir…

h1

Aşk… Maşuk… Aşık…

Temmuz 14, 2007

neyyor5st0gq0.png

Ask … Sarp kayalarin dehlizinde sakli,tilsimli define gibidir…
Ele gecirilmesi bir hayli zordur…
Sabir ve mesakkat ister…
Ele gecen definenin muhafazasi ise,
O defineyi bulmaktan daha zordur…
Sadakat ve istikamet ister…

Masuk …

Kaf daginin ardindaki zümrüdü anka kusu gibidir…
Pek nazlidir..Hic ihmale gelmez…
Teslimiyet ve muhabbet ister…

Asik …

Asigin durumu ise cok farklidir…
Ne Cehennem ister o..Ne de Cennet…
Ne saltanat ister..Ne de servet…
Sevildigini bilmek yeter ona…
Buna da diyet ister…
En mühimi ise…
Koca bir yürek ister…